SEO CompanyInternet Marketing

Oruç Market / Yüksel Kurt

“Bir aile olmak istiyoruz” 

İstanbul Perder’in yeni Yönetim Kurulunda görev alan Oruç Marketleri Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Kurt ile hem derneğin projelerini hem de Oruç Market’teki gelişmeleri konuştuk. 

Perder çatısı altında bir aile olmak, birlikte iş yapma kültürünü geliştirmek, okullar açmak istediklerini söyleyen Yüksel Kurt, kendisine yönelttiğimiz soruları yanıtladı.

Satış Noktası: Oruç Marketin mevcut durumundan başlayabilir miyiz?

Yüksel Kurt: Oruç 17 şubeli, İstanbul’da perakendeyle uğraşan yerel bir zincir. Ticari geçmişi 1969 yılına dayanıyor. Toptancılıkla başladık. Elazığ’da neredeyse bütün üretici firmaların bayiliğini yapıyorduk. Büyük bir bayi idik yani. İlçenin 84 tane köyü vardı ve çevre illerin köyleri de bize bağlıydı. Ben altı yaşımda babamla birlikte çalışmaya başladım ve 1979 yılından 94 yılına kadar işleri tek başıma yürüttüm. Bizden sonra ilçede yoğun şekilde bir toptancılık başladı. İşimizin tadı kaçtı. İstanbul’da akrabalarımız vardı. Birkaç kez çağırdılar. Önce düşünmedim ama İstanbul’un suyunu içen bir daha ayrılamazmış. Benim durumum da öyle oldu. Elazığ’daki iş yerlerimizi kiraya verdik ve oradaki ticari faaliyetlerimizi bitirdik. İstanbul’a geldik. Gelirken muhasebecim “İstanbul Türkiye’ye ait bir il değil, ayrı bir dünyadır. Arkanı çamur bırakma, bırakırsan batarsın” demişti. Bunu hiç unutmadım. İlk iş yerimizi 1994 yılında Birlik Gıda adıyla Tuzla’da açtık. Yaklaşık 70 metrekare bir iş yerimiz vardı, oradan başladık. 95 yılında 350 metrekarelik Oruç Market’i satın aldık. Adımızı da öyle devam ettirdik. Büyümeye karar verdik. 98’de Sultanbeyli şubemizi açtık. 1999’da Anadolu Yakası’nın Nestle distribütörlüğünü aldık. 2008 yılına kadar her yıl bir mağazayı faaliyete geçirdik. 2009’da ise bir yılda yedi şube açtık. Sonra 3 bin 500 metrekare büyüklüğündeki Dudullu’daki büyük mağazamızı açtık. Büyük ihtimalle Ramazan ayı içinde yine 3 bin 500 metrekare büyüklüğünde, kendimize ait olan Üçevler’deki mağazamızı hizmete sokmuş olacağız. Grup olarak dört tane şirketimiz var. Birlik Gıda olarak market grubunu yönetiyoruz. Yüksel Gıda tüm Anadolu Yakası’nın Kent mamullerini pazarlıyor. Beyaz Gıda olarak da Eti’nin distribütörlüğünü yapıyoruz.  Market tarafında 515 kişi çalıştırıyoruz. Tüm grupta ise yaklaşık olarak bin kişiye yakın istihdam sağlıyoruz. Bu arada 250 tane de sahada çalışan aracımız var.

Mağazalarınızın hepsi bu bölgede mi?

Kurt: İstanbul dışında Gebze Darıca’da bir mağazamız var. Onun dışındakilerin tümü Anadolu yakasında.

Bölgeler göre mağaza konseptlerinizde farklılıklar var mı?

Kurt: Biz bunu kısaca ‘E5 Altı’ ve ‘E5 Üstü’ olarak özetliyoruz. Alt taraf biraz daha elit noktalar. E5 Üstü ise gelir düzeyleri biraz daha düşük bir bölge ama depremden sonra dengeler değişti. Müşterilerin davranışları da bölgelere göre bazı değişiklikler gösteriyor doğal olarak. Bostancı ve Ataşehir mağazalarımızda daha çok ağırlığı ve ürün adedi az olan ürünler tercih edilir. E5 Üstü’ndeki Sultanbeyli mağazamızda insanlar 5 kilo domates, 10 paket makarna, bir çuval şeker alırken Bostancı’da yarım kilo toz şeker, iki adet domates alır. Ama ertesi gün yine gelir. Marka tercihleri de birinci sınıf. Çünkü onlar günlük tüketiyorlar.

Doğal olarak hizmet öne çıkıyor.

Kurt: Ben yerel zincirler olarak hizmet noktasında daha gidecek çok yolumuz olduğunu düşünüyorum. Çok eksiğimiz bulunuyor bence. Ben yerellerin, kapıdan giren bir müşteri için ‘daha fazla ne sunabiliriz’ diye düşündüğünü sanmıyorum. Ciddi bir eğitim verdiğimizi de düşünmüyorum. Aldığımız tüm personelin en azından lise mezunu olduğunu da söyleyemeyiz. Üniversite mezunu çalışan da alsanız bu işin pratiği farklıdır. Karşımdaki insanı nasıl mutlu ederim, onun ruh halini nasıl olumluya doğru çevirebilirim? diye düşünerek davrananların bir elin parmaklarını geçmeyeceğini düşünüyorum. Ticaretle tüccarlık çok farklıdır. Tüccarlık içten gelir, bir yetenektir; ticaret ise alıp satarak aradaki farktan para kazanmaktan ibarettir. İnsanların artık işi sahada bir tüccar gibi yönetmesi lazım.

Hizmeti müşteriye göre farklılaştırmak mı gerekiyor?

Kurt: Üç çeşit müşteri kitlesi vardır. Biri 5-25 yaş arasındaki müşteriler; diğeri 25-50 yaş arası; üçüncü olarak da 50 ve üstü yaş grubundaki müşteriler. Üçü de bizim için, önemlidir ama birinci ile üçüncü gruplar işletmeler için çok çok önemlidir. Birinci kitle genç dinamik, tez kanlı, çok tüketen kitledir. Bisküvi, sakız, cips, kutu meşrubat… Bunlar kar marjı yüksek olan ürünlerdir. Bu insanlar altı kiloluk deterjan, beş kiloluk sıvı yağ almazlar. Üçüncü grup ise hem inancımız hem de insanlık gereği hoş davranmanız gereken insanlardır. Bir yere gittiğinde yaslanacak, oturacak bir yer arayan insanlar. Gülümseyerek karşılandıkları, çay kahve ikram eden bir yer istiyorlar. Ellerinde bir listeleri vardır. Onlar da bizim için çok katma değer üretirler. Ortadaki kitle de elbette çok önemli ama gezici bir müşteridir. Bu insanları nasıl kazanabilirsiniz? Onlar içeri girerken çocuğuna göstereceğiniz ilgi, ikram edeceğiniz bir çikolata ya da bir meyve ile zaten o insanların kalbini fethediyorsunuz. Biz bunları yeterince yapıyor muyuz? Biz şuanda hizmet üretmiyoruz. Çok büyümemize rağmen eksiklerimiz olduğunu düşünüyorum. Bunun Türkiye’de eğitiminin verildiği tek yer aşağıdaki sahadır. Okullar, üniversiteler açılsa…

Eksik gördüğünüz alanlarda Perder olarak projeleriniz var mı?

Kurt: Güzel şeylere imza atmak istiyoruz. Öncelikle M.E.B’na bağlı olarak Çıraklık Eğitim Okulu ile işbirliğimize devam edeceğiz. Buradan ciddi menfaatler sağlıyoruz. Ön görüşmelerini bitirdiğimiz yeni bir projemiz var. İmza aşamasındayız. Kadir Has Üniversitesi ve İşkur’la ortak bir projemiz var. Elemanlarımızı yollayacağız; orada teorik olarak eğitim alacaklar. Pratiğini de mağazalarımızda yapacaklar. Burada devlet bir 440 lira destek sağlıyor. Asgari ücretle çalıştırdığın bir insanın maaşının 440 lirasını devlet veriyor. Sigortasını, stopajını devlet veriyor. Bu da işverene yaklaşık bin lira gibi bir menfaat sağlıyor. Mevcut olan personelimizi nasıl değerlendireceğiz? Onlar için de şuanda torba yasada çıkan bir kanun bendine göre, daha kesinleşmedi ama 60, 48, 36 ve 24 ay sürelerince devletin yine sigorta stopaj ve prim destekleri olacak. 500 kişi çalıştıran bir işveren eğer 200 bin lira sigorta ödüyorsa bu durumda 40 bin lira ödeyecek ve 160 bin lira gibi bir menfaat sağlayacak.  Bu da çok ciddi bir gider hanesinin kapanması demek.  Devletimiz bu konuda bize çok büyük destek veriyor. Bu anlamda işletmelerin gelir gider tablolarını çok iyi tutmaları gerekiyor. Giderlerini kontrol altına almayan bir işletme ne kadar büyük olursa olsun işler tersine dönebilir. Bu yüzden şuanda biz elektrik üreten firmalarla, sarf malzemesi üreten firmalarla görüşüyoruz. Bunlar bizim için geri dönüşü olmayan kalemler.

Başka ne gibi çalışmalarınız olacak?

Kurt: Perder’deki yeni oluşumun bir tek amacı var; birliktelikleri nasıl sağlayabiliriz, ortak değerlerde nasıl buluşabiliriz, ortak nasıl üretim yapabiliriz, nasıl çalışabiliriz?  Yönetime giren girmeyen tüm arkadaşlarımızla beraber bir aile olmak istiyoruz. Neden ortak bir mağaza açamıyoruz, ortak iş yapamıyoruz? Bir mağazası olan da 500 mağazası olan da aynı ülkede yaşıyor ve bizim kardeşimiz.  500 mağazası olan insan da önce bir mağaza ile başladı. Yeni Perder’in ana tüzüğünde değiştirdiğimiz ilk maddelerden biri budur. En az iki şubesi olan herkes kanunen verilmiş menfaatleri sağlamak, gider kalemlerini düşürmek, firmasını kurumsal bir yapıya büründürmek için Perder üyemiz olabilir.  Türkiye ve dünyada da tek olmakla bir şeyler yapılamayacağını göstermek gerekiyor.

“Neden ortak iş yapmıyoruz?” dediniz. Bu konuda bir çalışma var mı?

Kurt: Bizim eğitimden sonraki ilk hedefimiz de bu. Örneğin neden Çağrı ile Hatipoğlu  birleşmesin? Neden Oruç bu oluşuma dahil olmasın? Biz Anadolu Yakası’nda bu oluşumu yaparsak, Avrupa yakasında da bunlar gerçekleşirse… Amacımız insanları ortak değerde buluşturamıyorsak yeni açacağımız yerlerde ortak bir değerde buluşmak. Perder’in üzerine kurulduğu bir sacayağı var. Bu ayaklardan biri siyaset, biri yatırım, üçüncüsü de hizmet ayağı. Bugün belediyeler bir ulusal firmaya baktığı gibi bize olumlu bakmıyor. Bizim önce bu siyaset ayağını oluşturmamız lazım. Biz yöneticilerle, belediyelerle, kamu kurumlarıyla ilişkileri yürütmek üzere bir komite kurduk. O komitenin başına da Mahmut Kara geçti. Neden? Hazine arazileri var. Ulusallar buraya yerleşiyor. Onlara özel yollar, köprüler yapılıyor. Bir de 7 yıl bedava işletiliyor. Biz bunlardan neden faydalanmayalım? Neden bir AVM yapmayalım? Böyle bir projemiz var. Yatırım ayağını kim gerçekleştirecek? Perder üyeleri gerçekleştirecek. İster Edirne’de, ister Kars’ta, Hakkari’de olsun. Perder üyelerinden isteyen herkes istediği miktarla oraya yatırım yapabilecek. Üçüncü ayağı da hizmet. Biz artık kendi üniversitemizi, okulumuzu kurmak zorundayız. Bu okulları mutlaka hayata geçirmek zorundayız.

Oruç tarafına dönersek yeni mağazanızdan söz eder misiniz?

Yaklaşık 80 kişi istihdam edeceğiz. 13 kasalı olacak. Bu yıl içinde 13 bin metrekarelik merkez depomuza geçtik. Başka bir planımız yok. Düşünmüyoruz dedik ama 2009’da da mağaza açmayacağız demiştik yedi mağaza birden açtık. Belli olmaz, alımlar da yapabiliriz.

Avrupa yakasına geçmeyi düşünüyor musunuz?

Bu yıl düşünmüyoruz. Daha doğrusu 2015 yılına kadar düşünmüyoruz. Anadolu yakasında gidilecek daha çok yer var.

Kategori: Ayın Röportajı